MERHABA! BENİM DÜNYAMA HOŞ GELDİNİZ

hellocovermy

Nihayet bahar geldi, içimiz kıpır kıpır. Toprak ana gibi biz de kışın rehavetinden uyandık. İçimiz yaşama sevinci ile doldu.

 

      Hintliler bu duygu için güzel bir kelime kullanıyorlar,  Jijivisha. Yaşamak için duyulan aşkı anlatıyor. Benim yaşam aşkım meraktan geliyor. Nasıl mı?

Buyurun efendim,  size kendimi takdimimdir.

 

Sabah 5:40. Sevdiceğim, kedilerim. Bütün ev derin uykuda. Bir ben gözü dönmüş şekilde telefona yapışık. Google amcayla yazışıyorum. Aklıma takılmış. ‘Yaşama aşkı nereden geliyor ki acaba diye düşünmeye başlamışım sabahın ilk ışıklarıyla. Benim sistemim böyle çalışıyor. O niye öyle, bu niye böyle. Sırf bu merak yüzünden 4 yaşımda okumayı söktüm. Yazamadım ama çizerek anlatmaya başladım derdimi. Sora sora aile büyüklerimizi bayıltırmışım. Gerçek anlamda. Yere düşmeli falan. Şimdi kulağımda  Madeleine Peyroux, ‘Fun out of Life’ dinleyerek bu satırları yazıyorum. Size de benim kafamın içine açılan bir pencere sunuyorum. İçi cevaptan ziyade soru dolu 🙂 Umarım keyifli bir yolculuk olur.

‘Off ya ne kadar sürecek bu okuma’ diyen arkadaşlar sizi sahne dışına alayım lütfen. Lakin daha 1000 kelime var önümüzde. Kalan arkadaşlar. Biliyorum evlere tıkıldık. Havamız yok. Ama açın sevdiğiniz bir parça gezinelim biraz medeniyet tarihinde, insanın gizli köşelerinde. 

Bilen bilir, okumalara sormalara doyamam. Belki kulağınıza değişik gelecek ama sorularıma cevap verilmesinden de pek hoşlanmam. Kendi kendime cevapların peşinde koşmayı, öğrenme macerasını severim. Pek dik kafalı, kendinden başkasını önemsemez gibi gözükürüm. Ama aslında herkesi ve herşeyi dinlerim. Fikirlerimin yumuşaması için açık kapılar bırakırım. İyi bir  hayat öğrencisiyim. Elbet günlük dertlerim tsalarım var ama hayatımın odak noktasını insan olmaya, gezegene ve yaşamın gizemlerine duyduğum merak oluşturur.

 

Yaşama Sevgisi-Dürtüsü

 

Her gün başka bir merakla uyanırım. Bir gün önce aklıma takılan bir haber, duyduğum bir olay, gördüğüm bir manzara aklıam türlü sorular getirir. Bende oturur bu sorular üstüne fikir yürütürüm. Gelin küçük bir egzersiz yapalım beraber. Konumuz, yaşama sevgisi-dürtüsü olsun.

Bahar geldi,  göç kuşları, yeşeren ağaçlar, bunaltmayan güneş. İçim kıpır kıpır. Evlere de tıkıldık mecburiyetten. Kafam her zamankinden daha uyanık, daha meraklı.

Kışın soğuk havayı daha çok sevsemde kafamda yarattığı atmosferi sevmem. Sanki yaşamın akışı yavaşlar kış günlerinde. Ki aslında aynen öyle oluyor. İnsan da yavaşlıyor tabi. Kasvetli düşünceler daha çok kaplıyor içimi misal. Mevsimlere olan bu bağımlılığımızı seviyorum aslında. Uzayda dolaşmakta olan bir gezegende yaşayan binlerce hayvan türünden biri olduğumuzu hatırlatıyor bana. Diğerlerinden daha gelişkin belki ama tabiata ve onun döngüsüne göbeğinden bağlı.

İnsan önce kendine doğru bir pecere açmalı, dünyayı anlamak için. Kendisini anlamaktan, sorgulamaktan aciz insanın dünyaya dair geniş görüşleri olmasının mümkün olduğunu düşünmüyorum.O yüzden her konuyu önce kendi dünyamda izliyorum. Benim için ne anlam ifade ediyor? Bir anlam ifade ediyor mu? Herkesin yolculuğu farklı elbette. Benimkisi içten dışa bir tecrübe. Ben kendi içimde bir yere oturtamadığım kavramları dışarıdan kendime monte edemiyorum. Önce içeride onlara bir yer bulmam gerekiyor.

 

Aklınla Bin Yaşa

 

Bu bahar evlere kapandık dedim ya. Uzun sahil yürüyüşleri yok. Adalarda, Modalarda gezmek mümkün değil. Oysa ben düşünmek için uzun yürüüyüşlere çıkamyı severim. Şimdi camdan içeri sarkan bir kaç dal ve kuş cıvıltıları ile idare ediyoruz. O da şanslı olanlarımız. Yine de gezegenin en büyük eğlence aracı bizimle, hatırlamakta fayda var. İstediği gibi gezinebilen, düş kurma yeteneği sınır tanımayan Aklımız.

Çocukluğumdan beri insanın içinden doğuveren, kaynağı belirsiz duygulara karşı büyük bir hayranlığım vardır. Kızgınlık, sevinç gibi kutuplu ve çevresel faktörlerden etkilenen duygulardan bahsetmiyorum. En korktuğunuz şey başınıza gelirken duyduğunuz çaktırmayan rahatlama. Tam ‘Öldüm bittim’ derken sizi ayağa dikmek için arkanızdan iten ümit. ‘Tamam artık bir halt olmaz bu hayatta’ dediğinizde sizi kenara itiveren yaşama aşkı. Ve elbet ölmemek için seksen takla atmanıza, inanmadığınızı iddia ettiğiniz tanrılara yakarmanıza sebep olan ölüm korkusu gibi kuvvetli duygulardan bahsediyorum.

Bahar bana bu kuvvetli duyguları hatırlatıyor. Ölmüş bitmiş gibi gözüken çorak toprakların tekrar yeşillenmesine şahit olan ilk insanları düşünüyorum. Kim bilir ne şaşırmışlardır kaybettiklerini düşündükleri yeşilin geri gelmesinden. Belki de bu yüzden bu kadar çok bayram atfedilmiştir bahara. Neredeyse her inanç sisteminin bir bayramı var bu vakitler. Romantik bir türüz vesselam. İşte, yaşamı böylesi bir coşkuyla karşıladığım zamanlarda aklım hep içimizden bizi durmadan iten o dürtüye takılıyor.

 

Sahi, Nedir Bu Yaşamak İçin Duyulan Aşk? Nereden Gelir? Nasıl Yeşerir İçimizde?

 

Soruyu kimya ve fizik bilimine yöneltelim öncelikle.

‘Jijivisha’ ismini vermiş Hintliler bu insan duygusuna. Yaşama duyulan derin bağlılık. Daha bizden sözcüklerle anlatmaya kalkarsak yaşamın sunduğu tüm nimetlerden faydalanmak için duyulan sevinç, aşk. Yaşamın kendisine duyulan hayranlık dersem, benim lügatımda daha iyi bir karşılık bulur.

Malum bağırsaklarımız ikinci bir beyin olarak kabul ediliyor. Beynimiz ve bağırsaklarımız bir kimya laboratuvarı gibi çalışıyor. Ve yaşamımız boyunca sergilediğimiz davranışlarımızın çoğuna bu laboratuvarda üretilen hormonlar sebep oluyor. Üstelik bizler henüz bu kimya laboratuvarının nasıl çalıştığını tam olarak anlamıyoruz. Gündelik hayatımızda hormonların rolünü yeterince önemsemiyoruz. Hatta İsha Foundation’un kurucusu Sadhguru, ‘Inner Engineering’ isimli kitabında şöyle diyor. Kabaca alıntılıyorum.

Gezegenin en gelişmiş makinesine sahibiz. Ama kullanmayı bilmiyoruz. Bunca sofistike bir aracı, el yordamıyla çalıştırmaya uğraşıyoruz.

Sadhguru

 

Doğu Olmadan Batı Işıldayamaz

 

Soruyu sosyal bilimlere yöneltecek olursak öncelikle şunu belirtmek isterim.

Ben insana dair sorularımın cevaplarını Batı medeniyetinin ürettiği fikirlerde aramadan Doğuya bakarım. Doğu medeniyetlerinde, Ada ülkelerinin kültürlerinde, Amazon ve Afrika topraklarındaki masallarda ve mitlerde ararım. Ve karşılaştırmalı bir araştırma yapmadan bir fikre varmamaya çalışırım. Mitoloji, destan, masal edebiyatını önemserim. Sözlü gelenekleri öğrenmeye çalışırım. Dünyanın yerli halklarının bilgeliğinden faydalanmaya çalışırım.

Yüzümü evvela Doğuya dönerim derken kastettiğim bu külliyatların tümüdür. Sebebine gelirsek. Kabaca Doğu Medeniyetleri diye nitelendirdiğimiz medeniyetlerin doğayla irtibatı daha kuvvetli. İnsanı merkezleştirmekten daha uzak külliyatlar üretmiş olmaları. Veda külliyatı gibi.

Ada kültürlerine bakmamın sebebi ise izole kültürler olmaları. Dolayısıyla daha az ehlileşmiş ya da tabiatla daha çok sınanmış olmaları. Bu kültürlerde insanın kendine daha dönük, daha dolaysız anlatıldığını düşünürüm. Misal Japon ve Polinezya kültürleri. Ki ilerleyen zamanlarda sizlere daha yakından tanıtmayı ümit ediyorum. Tek bir Irk, tek bir Kültür, tek bir Renk üstünden İnsanı ve Gezegeni anlayabilir miyiz? Bence anlayamayız.

 

 Dualitik Bir Dünyada Yaşıyoruz Ne de Olsa!

 

Aklım bir soru ile meşgulse bir kaç yönden araştırmayı yeğlerim. Bilime danışırım, kültüre danışırım. Cevaba dair bir diğer yaklaşımım sorunun karşıtını aramaktır. Yani bizim sorumuza baktığımızda insanı yaşamdan kopartan nedenleri anlamaya çalışmak. Modern yaşam hastalıkları, uyuşturucu ve alkol bağımlılığı, intihar oranları, dijital devrim, kapitalizm. Aşırı kapalı, özgünlüğün ve bireyin değersiz kabul edildiği iş yaşamından doğan kültür. Aşırı modernleşmiş yaşamımızın bizleri gezegenin gerçeği, dolayısıyla kendi gerçeğimizden uzaklaştırdığının yadsınamaz kanıtları.

Bir de kavramın kendisine odaklanırım. Yaşama sevinci, yaşam aşkı. Kulağa ne kadar saf ve iyi bir kavram gibi gibi geliyor. Oysa hepimiz hayatlarımızda pek çok kez yaşama sevincini saf kötülükte bulan insanlarla karşılaşmışısızdır. İnsan kültürünün temelini oluşturan pek çok kavram gibi subjektif bir kavram ‘Yaşama Sevinci’. Sizin için başka, benim için başka bir anlamı var.

O zaman da başka bir soru belirir aklımda. İyi-kötü ne ola ki? Hangi düşünce sisteminin anlattığı hangi iyilik-kötülükten bahsediyoruz? Sonuçta iyi-kötü kavramları da subjektif kavramlar.

Misal, Çok Tanrılı dinlere inanan kültürlere göre mi ele alacağız?  Yoksa Tek Tanrılı dinlere inanan kültürlere göre mi? Peki, sanayi toplumunun iyi-kötü kavramları ne olacak?

Göçebe yaşamın iyisi-kötüsü başka, şehir yaşamının başka, metropolün bambaşka. Kimi uzay çağında yaşarken kiminin hala susuzluktan- açlıktan öldüğü bir dünyada evrensel bir kavrama ulaşmak mümkün mü? Elbet mümkün. Ama önce evrensel kavramın ne olduğu konusunda anlaşmak lazım. Şartlardan, koşullardan, kültürden bağımsız olarak hepimizin ortak olarak kabul ettiği kavramlar mı? Misal, bugün içinde yaşadığımız toplumda insan öldürmek hepimiz için evrensel bir doğru. O zaman insan kurban etmiş toplulukları anlamaya çlaışırken referans noktamız ne olacak? O zaman onlar için kurban vermek evrensel bir doğruydu belki de?

 

EniKonu Biz de Milyarlarca Türden Biriyiz

 

Biz sorumuza dönelim. İnsan yaşama sevinci bir olguyu yaşıyor da gezegenimizi paylaştığımız diğer binlerce tür bu neşeden-ivmeden-aşktan yoksun mu?

Malum modern insanın  mevcut medeniyeti merkezinde insanı barındırıyor. İnsan-merkezci bir kültür üstüne inşa ediyoruz yaşamı. Her şey, bizim diğer türlerden üstün olduğumuz fikri üzerinden kurgulanıyor. Ya öyle değilse? Kuşların, primatların ve deniz memelilerinin bir kısmının yaşama sevincini yansıtan davranışlar sergilediği biliniyor. Pek sevdiğim, kitap köşesinde ele aldığım Frans De Waal’in hayvan bilişini neredeyse felsefik bir karşılaştırma ile ele alan ‘Hayvanların Ne Kadar Zeki Olduğunu Anlayacak Kadar Zeki Miyiz?’ eseri bu sorulara güzel bir ışık tutuyor. Meraklısına öneririm.

Bu soruların hepsinin hem Tek Tanrılı hem Çok Tanrılı inanç sistemlerinin tümünde çok net yanıtları var. Kişisel tercihinize, toplumsal yaşamınıza göre kimi çok rahatlatıcı cevaplar üstelik.

Ama benim amacım inanç sistemlerini sorgulamak değil. Benimki insana dair bir merak. Gezegendeki tarihimizin penceresinden gördüklerimi araştırmak. Kavramlarımı geliştirmek. Ve kendimize ve dünyaya başka bir yerden bakabilmek için fikri ufkumuzu genişletmek.

Bir cevap aramaktansa, arayış yolunda insanı tanımaya bir adım daha yaklaşmak.

Ve belki de, tüm bunlara rağmen rahatlatıcı bir meselde duraklayıp, keyfini sürmek baharın. Zaman zaman ışığı söner gibi olsa da zor zamanlarda yüzünü gösteren yaşam sevgisinden sonuna kadar faydalanmak.

Benim dünyama hoşgeldiniz. Umarım keyifli bir seyir olmuştur.

Yine beklerim 🙂

Sevgiler