uzaylı kapak

GÜN 17 – UZAYLI : GÖZLERİMİZ YOLLARDA KALDI

Arkadaş madem gelecektiniz ne demeye binlerce yıldır saklambaç oynuyoruz. Mağara resimlerine poz vermişsiniz. Destanlarda başrol oynamışsınız. Gelecekseniz tam zamanı. Bu kadar bekletmek ayıp değil mi?  

Sabah kalkmışım. Hava mis. Güneş tepemde parıldıyor. Sanki biraz fazla parıldıyor. Bir bakıyorum, o da ne? Havada asılı duran koca bir uzay gemisi. Camından sarkmış bir uzaylı.

 

Çocukluğumdan beri hayalim. Bir sabah uyansam uzaylılar gelmiş olsa. Nasıl güzel olur!

 

Dünyadaki bütün dertlerimiz biter. Siyasi kavgalar biter, para falan gündemimizden çıkar. Bir süre çok panik olur kuşkusuz, ama bir şekilde yalnız olmadığımız ortaya çıkar. Rahatlarız. Ha geldiler ha gelecekler meseleleri biter. Bence büyük bir rahatlama olur.

Gerçi ben çocukluğumdan beri aşırı sabırsız bir insanımdır. Beklemekten, cevapsız sorulardan çok sıkılırım. Yani öyle bir gün olsa gelseler, baya kavga çıkar aramızda. Arkadaş madem gelecektiniz ne demeye binlerce yıldır saklambaç oynuyoruz. Şimdi ben bir uzaylı olarak sizin gezegeninize gelip gidip çaktırmadan takılsam güzel olur mu? Var mıyım yok muyum belli değil. Mağara resimlerine poz vermişsiniz. Destanlarda başrol oynamışsınız. Ayıp değil mi?

 

Buyurun, birazda uzaylılarla takılalım.

 

Daha okula falan gitmiyordum uzaya acayip merakım vardı. Kimler yaşıyor oralarda? Geliyorlar mı acaba? bana göre zaten bizde uzaylıyız. Ama hiç ben gideyim merakım yoktu. Hep onlar gelsinler. O zamanda üşengeçmişim demek. Ben uzaya ne diye gideyim, onlar gelsin. O gün bu gündür bizim evin bitmez konusudur uzaylı konusu. Diyeceksiniz ki, 21 Gün Farkındalık Yolculuğunda uzaylının işi ne? Uzaylı olmadan olur mu?  Farkındalık ne demek? Yaşadığın gezegenin, kendinin farkına varmak. Anlamaya çalışmak. Biz neyiz? Uzayda dolaşan bir gezegende yaşayan insanlar. Yani uzaylı.

17. Günümüzde sizden ricam inandığınız inanmadığınız her şeyi bir kenara bırakıp, bir anlığına sadece bir dünyalı olduğunuzu düşünmeniz. Türü insan. Menşei Dünya. Adres Uzay.

Önemli Not:  21 Gün Farkındalık Yolculuğuma bugün ilk kez katılanlar için küçük bir hatırlatma.  Başlangıç ve 1. Gün yazılarını okumanızı öneririm. Böylece neler peşinde olduğumuzu öğrenebilirsiniz. Bu yazıyı hazırlarken tüm zamanların en sevdiğim uzaylı filmi olan Arrival filminin müziklerini dinledim. İzlemediyseniz öneririm.

 

yoda uzaylı

 

Can Dostlarım Süpermen – Yoda – Ewok

 

Uzaylı meselesine bu kadar erken uyanışımın sebebi iki film serisidir. İkisi de hayatımı değiştirmiştir. Çocukluğumun ilk 10 yılı Süpermen gibi güçlerim olduğuna inanarak geçti. Tabi ki, uçabileceğimi falan düşünmüyordum yine de bir  iki denemem oldu. Süpermen iyiydi. Yakışıklı, naif, insan-sever uzaylı.  Bende Süpermen gibi kendimi insanlığın iyiliğine ve kötülerle savaşa adayacaktım. Belki sonradan benimde uzaylı olduğum çıkardı ortaya.

Star Wars filmini izleyene kadar Uzaylı algım yakışıklı güçlü kuvvetli adam algısından ibaretti. Star Wars yani Yıldız Savaşları filmi dünyamı değiştirdi. İlk kez hayalini kurduğum Uzay yaşamının resmini çizmişti biri. Bir değil bir sürü ırk, değişik gezegenler. Amanin. Anneme babama yazık. Kim bilir kaç ay başka konu konuşmadım.

‘Güç’ fikri teolojik ve felsefik tüm arayışlarıma cevap veriyordu. Bilge savaşçı Yoda has adamımdı. Ağzından çıkan her lafa katılıyordum. Aradığım inancı ve felsefeyi bulmuştum. Aradığım üstat Yoda ustaydı.

Bir de Ewoklar vardı. Minnak, tüylü, ormanlarda yaşayan bir tür. Benim uzaylı dostlarımdı onlar. George Lucas’ın yarattığı bu inanılmaz evrene hayranlık duymamak imkansızdı. O yaşta aşk meşk işlerine kafam basmadığı filmin o tarafları ilgimi çekmedi doğal olarak. yaratıklar gezegenler ve büyük usta Yoda ile takılıyordum.

Sonra birden bir uzaylı filmleri furyası oldu. İstilalar, canavarlar. Dost uzaylı hikayesi birden korkunç asit yeşili yaratıklara döndü. Uzaylı işinin cılkının çıktığına karar verdim o zaman. Uzayı korkunç bir boşluk, uzaylıları korkunç yaratıklar olarak düşünmek hiç hoşuma gitmedi. İnsanların korkunç olduklarını düşünmeyi sevmediğim gibi. Her kötünün içinde bir iyilik vardır inancımdan olsa gerek. Ben hep uzaylının güzel tasvir edildiği şeyleri sevdim. Alf gibi, E.T gibi.

 

uzaylı

 

Vimana, Atlantis Ve Mısır’ın Uzaylı Tanrıları

 

Yaşım ilerleyip tarih, mitoloji okumalarım artınca uzaylı işine bakışım başka açılar kazandı. Yıldız tozu meselesini keşfim büyük bir aydınlanma anı oldu. Bizi oluşturan moleküllerin hepsi uzayda vardı. Bizde yıldız tozlarıydık. Böylece fizik, kimya, matematik merakım uyandı. Gezegenimizi, kendi kimyamızı öğrenmek uzayı bana daha yakın bir kavram haline getirdi. Genetik biliminin anlaşılır hale gelmesi, uzaydaki faaliyetlerimizin artması hep yakından takip ettiğim konular haline geldi. Mahabharata destanında anlatılan inanılmaz manevralar yapabilen uçan cisimler vimanaları düşünün. Binlerce yıl evvel insanların bunları yazabilmiş olması. Gerçekten olup olmaması bir kenara, insanın bunları düşünebiliyor olması bile başlı başına bir keyifti benim için. İnsanlığın geleceği için bir ümit kaynağı. Tür olarak bizi diğerlerinden ayıran muhteşem hikaye anlatma yeteneğimize olan hayranlığım katlanarak çoğaldı. Bir vakit bir sohbette evde şöyle bir cümle duymuştum. Alıntı mıydı bilmiyorum. Ama çok sevmiştim.

İnsan görmediği bilmediği şeyleri hayal edemez.

 

Hayal edebildiğimiz her şeyde bir gerçeklik payı olabilir. Bu fikir, bilime, felsefeye ve mitolojiye bakış açımı derinden etkiledi. Mısır medeniyetinden Sümerlere öyle hikayeler var ki, bugün bizler için inanması imkansız olsa dahi ben zihnimde küçük bir pay bırakırım hep incelerken. Elbet anlatıldığı kadar fantastik olmayabilir ama ana fikrin arkasında sandığımızdan daha fazlası olduğumuz anlatan bir gerçeklik vardır belki. iyi bir bilim insanı olmanın güzel tarafı her şeyin gerçek olabileceğine dair bir açık kapı bırakmak değil mi sonuçta? Bilim insanları, sanatçılar kendilerini kapalı düşünce sistemlerine hapsetseler bugün sahip olduğumuz tıbbi, teknoloji gelişmelerin hiçbiri hayatımızda olmazdı. O zaman uzaylı fikrini bir kenara atmak niye?

 

Jostein Gaarder ve İskambil Kağıtlarının Esrarı

 

Jostein Gaarder ‘Sofi’nin Dünyası’ kitabı ile meşhur olsa da benimen sevdiğim kitabı ‘İskambil Kağıtlarının Esrarı’dır. Sevdiğim, daha yakın olmak istediğim insanlara, çocuklara hep bu kitabı hediye ederim. Böylece gerçekten açık fikirli insanlar mı, açık fikirli olabilirler mi anlarım. Kitabı okumanızı coşkuyla öneririm. Uzun uzadıya burada bahsetmeyeceğim. Benim en sevdiğim diyaloglarından birinden bahsedeceğim. Kitapta bir baba ve oğlu araba seyahatine çıkarlar. Sohbetin bir yerinde uzay meselesi açılır. Çocuk babasına ‘Uzaylı Var mı?’ diye sorar. Babası ‘Bizde uzayda gezinen bir gezegende yaşayan uzaylılarız. Biz varsak onlarda vardır herhalde’ der. Bize bu kitabı okutan İngilizce Edebiyat öğretmenimizi de anmış olayım. Ne ileri görüşlü bir insanmış. Bu küçücük cümle benim yaşam felsefemin özünü oluşturur. Ben varsam, her şey var. Bende olan herkeste vardır. Bir nebze açık fikirli, sevecen ve anlayışlı bir insan olabildiysem onu bu felsefik görüşe borçluyum.

 

 

uzaylı istila

 

İstila

 

Beni tanıyanlar bilir dünyada savaşlardan, kavga dövüşten bunalınca bir kaç şey olsun isterim. Ya Godzilla gelsin, herkes bir korku kavgayı savaşı unutsun. Ya uzaylılar gelsin. Ya Okyanusta yaşayan başka bir medeniyet olduğu ortaya çıksın. Ağzımız açık kalsın. O kadar çok birbirimizle kavga ediyoruz ki bazen dünyadaki kötülük böyle şok edici bir şey olmazsa bitmez gibi geliyor insana. Sonra da şöyle düşünüp gülerim. Ben uzaylı olsam hayatta gelmezdim bu gezegene. Gezegenin kaynaklarını hiç etmişler, her dakika bir kavga dövüş, vahşi cinayetler. Herkes birbirinden nefret ediyor. Bir an için düşünün, siz uzaylı olsanız böyle bir gezegene gelmek ister misiniz?

Düşünün ki, uzaylıların hep bizden ileride medeniyetler olduğunu var sayıyoruz. Valla bazen hayal kurarım. Ben öyle bir medeniyetin mensubu olsam dünyadan bakılınca uzayı büyük bir boşluk gibi gösteren bir illüzyon yaparım. Bakınca göremesinler, çıkıp gelmeye kalkmasınlar diye. İstila edilmekten bu kadar korkuyoruz ama kimsenin bulaşmak istemeyeceği korkunç çocuklar gibiyiz. Hani kimse o çocuk evlerine misafirliğe gelsin istemez. Çocuğuyla arkadaş olsun istemez. Ben uzaylı olsam bizi öyle görürüm. Gezegenimize hiç iyi bakmıyoruz. Kendimizden başka türleri yok etmek için uğraşıyoruz. Birbirimize karşı işlediğimiz suçlar dehşet verici. Düşünecek aygıtımız var kullanmıyoruz. Muhteşem bir gezegenimiz var, tanımaya uğraşmıyoruz. Mars’a araba göndereceğiz diye kendimizi paralıyoruz ama Okyanus’un yüzde 60 hakkında hiçbir fikriiz yok. Bedenlerimiz oksijene muhtaç biz gezegenin akciğeri dediğimiz Amazon ormanlarında villa yapmaya çalışıyoruz. Bence bizi kimse istila falan etmez. Biz oralara gitmeyelim diye dua ediyorlardır hatta.

 

 

uzaylı turist ömer

Önce Kendi Evimiz

 

Ama çok isterdim bizden daha gelişmiş bir ırkla tanışmayı. Çünkü ne kadar kızsam da içimizde taşıdığımız iyiliğin bizi çok değerli kıldığına inanıyorum. Bunca çelişkisine rağmen insanın özel bir tür, dünyanın çok özel ve güzel bir gezegen olduğuna inanıyorum. Ben yalnız olmadığımıza inanıyorum. Uzaylıyı gökte değil önce yerde aramamız gerektiğini düşünüyorum. Gezegenimizi paylaştığımız diğer türlerle başlayabiliriz mesela. Birbirimizi öldürmeyi bırakıp sevmekle uğraşabiliriz. Belli mi olur, bizler sevgi dolu varlıklara dönüştükçe ve barış içinde yaşamayı öğrenince başka dostlarımız olduğunu da öğreniriz.

18. Günde görüşmek üzere. Çok güzel yorumlar ve mesajlar gönderiyorsunuz. Zahmet edip okuduğunuz için teşekkür ederim. Lütfen yorumlarınız benimle paylaşmaya devam edin. İster sayfanın altındaki yorum bölümüne mesajlarınızı bırakın isterseniz sosyal medya hesaplarımdan ya da e-posta ile bana ulaşın.

Sevgiyle Kalın

 

 

 

Bir cevap yazın