GÜN 18 – ÖLÜMSÜZLÜK : SONSUZ GENÇLİK PINARI

Ben 450’ye gelmişim hala ne uzaylı var ne kıyamet, ne gök taşı. Escher’in sonsuz döngüleri gibi olmuş manzara.

Hepimiz ölümsüz olmak isteriz. Sonsuz yaşam. Sonsuz zenginlik. Sonsuz. Ama hiçbirimiz kendimizi sonsuz yaşamda yaşlı, elinde baston aksıran tıksıran bir moruk olarak hayal etmeyiz.

 

Sonsuzluk gençlikle güzeldir. Ama sorun şu, acaba sonsuzluk güzel midir?

 

Biz insanlar garip yaratıklarız vesselam. Aklımıza olmayacak bir fikir koyduk mu önüne hiçbir şey geçemez. Ve insanlık tarihi ölümü alt etmeye çalışan insanların hikayeleri ile doludur. Ölümsüzlük arayışı edebiyatın, şiirin, bilimin en doğurgan konularındandır. Yaşamı sonsuzluğa taşıma derdimiz olmasa ya da ölümü yenme fikri, Drakula ve Dr. Frankenştayn aramızda olmazdı. Kahramanlarımız Shangri La‘yı bulmak için Tibet yaylalarında zorlu bir yolculuğa çıkmak için uğraşmazdı. Gençlik Pınarı’nı bulmak için Bahamalar’ı talan etmezdik.

İnsanın gençlik ile taçlandırılmış ölümsüzlük arayışı elbet bitmedi. Dr. Frankenştayn’ın hilkat garibesi canavarından Twilight filminin yakışıklı vampirlerine çok yol katettik kuşkusuz. İşin magazin kısmı bir yana, insan ömrünü uzatmak için yapılan türlü çeşit deneysel çalışmalara her gün bir yenisi ekleniyor. Benim sorum şu, en büyük keşfi cep telefonu olan bizim nesilin ölümsüzlüğü ne işe yarayacak?

Önemli Not:  21 Gün Farkındalık Yolculuğuma bugün ilk kez katılanlar için küçük bir hatırlatma.  Başlangıç ve 1. Gün yazılarını okumanızı öneririm. Böylece neler peşinde olduğumuzu öğrenebilirsiniz.

 

Haydi bakalım gençlik, akalım

 

21 Gün Farkındalık Yolcuğumuzun 18. gününe geldik.  Şöyle bir aynaya bakıyorum. 3 aydır eve kapalı yaşamamıza rağmen daha sağlıklıyım. Her gün yoga yaptığım için kaslarım uzun ve esnek. Makyaj yapmadığım, kirli havaya daha az maruz kaldığım için cildim daha parlak. Beslenme düzenim daha sağlıklı, dolayısıyla saçlarım daha canlı. Göz altlarım yine vampir gibi ama onun sebebi cildimde ki beyazlıklar. Ellerim, yüzüm Vitiligolu yani Michael Jackson gibiyim. Yüzümün neredeyse tamamı beyazladığından sıkıntı yok. Saçlarım uzun yıllardır beyaz. Yani kendi standartlarıma göre efsaneyim. Ama güzellik endüstrisine sorsak halime üzülürdü. Kaz ayağı falan beni o kadar rahatsız etmiyor açıkçası. Bir göz kapağım daha çok düştü diğerine göre mesela. Ama her zaman yürüdüğüm yolu daha yavaş yürüsem üç gün uyuyamıyorum. Vücudumda daha önce olmayan bir ağrı olsa, aklım çıkıyor. Dışta ki yaşlanmayı idare ediyorum ama bedenimin yavaşlamasından hiç hoşlanmıyorum. Dışım yaşlansa da içerisi 20’li yaşlarımdaki gibi kalsın istiyorum. Kısaca bende herkes gibi yaşamın yarı yolunu geçmiş olmanın korkularını yaşıyorum.

Ama ölümsüzlük ister miydim? Bilemiyorum. Henüz bir karar vermiş değilim. Gerçi elinde iksirle kapıda bekleyen kimse de yok ya, olsun. Ben yine de sizinle beraber etraflıca düşüneyim. Hayat bu, belli olmaz bir vampir kapıyı çalıverir.

 

ölümsüz lilibet

 

Yaşlı Bilge Lilibet

 

Ben ölümsüz olsam Büyücü Merlin gibi bir karakter olmak isterdim. Ya da Gandalf. Yaşlı ama sempatik kategorisinden. Ölümsüzlükten talebim bilgelik olurdu. Hatta ben çocukken bile yaşlı olmanın hayalini kurardım. Okula gitmek yok, istediğini yap, karışan görüşen yok. Canın mı sıkıldı uyuz uyuz cevaplar ver. O zaman bile bütün hayalim özgürce ukalalık yapabilmekti. Kendime isim de bulmuştum. Lilibet: Ak Dağların Bilge Kadını. Eh, küçücük çocuğa sabah akşam efsaneler, mitler okutursanız öyle olur. Bende dağlarda kendi başıma gezer, yolculara abuk bilmeceler sorar, hayat dersleri anlatırdım. Ama hiç güzelliğinden insanların gözleri kamaşırdı falan diye düşünmezdim bu karakteri. Keçi gibi tırmanır, rüzgar gibi hızlıdır, ağaçlar gibi uludur falan. O zamanlar 30 yaşındakileri ölüm döşeğinde zannettiğim yaşlar tabii. ‘100 yıl yaşasam efsane olur’ diyordum.

Sonra baktım 100 yaşta bir numara yok. Zırt diye yarısı geliyor zaten. O zaman 150 olsun demeye başladım. Sonra dünya tarihini daha iyi öğrendikçe şunu fark ettim. 100, 150 senede çok büyük değişimler olmuyor dünyada. En fazla iki savaş görürsün o kadar. Ama şöyle bir 500 olsan, neler görürsün kim bilir? 200 sene önce kimsenin aklına gelmeyen teknolojik gelişmeler olur. Diller değişir, dinler değişir, her şey değişir. Beklediğine değsin bari değil mi?

 

ölümsüz sonsuz döngü

 

Sonsuz Döngü Kabusu

 

Misal 1960’ta doğdun. Dijital devrimi gördün, büyük doğa olaylarına şahit oldun. Beyaz yakalılar geldi. Cep telefonu çıktı. Dünya önce küçüldü. İstediğin yere en fazla 24 saatte uçuyordun. Sonra virüs geldi yine büyüdü. Bu sefer yerel keşiflere başladın. 2050 geldi bugün yaşayan herkes ölmüş, yerinde yenileri var. Para ortadan kalmış. Artık telefon falan yok, herkes çipli. Herkes bulutlu. Dünya tek dil konuşuyor artık. Bir yüz sene daha gittin, 2150 geldi. Bir kere düşünsenize her yüzyılda bir gelen grup, onlar yaşarken kıyamet kopacağından emin. Uzaylı istilasına kesin gözüyle bakıyor. Uçan araba artık gelmiştir herhalde. İklimler komple değişmiş bir tur, ikinciye geçmiş. Ben 450’ye gelmişim hala ne uzaylı var ne kıyamet ne gök taşı. İşte, burada hayalim kabusa dönüyor. 500 yıl yaşa her bir yüzlük bir diğerinin aynı senaryosu olsun. Escher’in sonsuz döngüleri gibi bitmeyen nağmeler.

Binlerce yıldır beklediğimiz gibi yine uzaylı bekle, gelmesin. O para bitsin başka para başlasın. Yıl olmuş 2410 hala başka bir Leonardo Da Vinci çıkmamış. Beyonce, artık mitik bir karakter olmuş, tapınmayanı dövüyorlar. 7.kuşak Kardashianlar reality tv olmuşlar artık kendileri. Buluttan bağlanıyorsun direkt. Bizim memleketin starı hala Ajda Pekkan. Piramitlerin gizemi çözülememiş daha. Mars’tan öteye gidememişiz.

 

ölümsüz vampir

 

Ne Dilediğine Dikkat Et!

 

Off düşünürken moralim bozuldu valla. İnsanın sinirleri bozulur. Ölsen ölemiyorsun. Lanet edersin gençliğine de, sonsuzluğuna da. Her şey değişim ve ilerleme içindeyken güzel. Ömür güzel ama değişiyor ve gelişiyorsan. Aynı dertlerle devam edeceksek o zaman 500 yıl yaşasan kaç yazar. O yüzden varsın elimiz yüzümüz buruşsun. Fikirlerimizin kapısını değişim ve dönüşüme açmaya adayalım yaşamı. Barış içinde, sevgi ile yaşayacak nesiller hayal edelim. Kavgalar biterse ortaya çıkabilecek renkliliği düşünsenize.

Ben ölümsüzlük istemem. 500 sene sonra insanlar fikirlerimden bahsetsinler tabi isterim. Birileri adımı ansa, şu güzel gezegenin semalarında bir seda olsam. Yeniler gelsin. Yeniler iyidir. Bizden de güzellikler kalsın öteye.

19. günde görüşmek üzere.

Sevgiyle kalın

 

Bir cevap yazın