uzaylılar

UZAYLILAR: YENİ BİR FİKRE KAPI AÇMAK

2020 son günlerini yaşarken uzaylılar konusu da yine gündem olmaya başladı. Ha geldi ha geliyorlar derken bende üstüne kafa yorayım dedim.

Modern tarihimizin en şerbetli konusu ‘Uzaylılar’.

 

Hepimizin uzaylılar hakkında bir takım fikirleri var. Sayısız film ve romanın kahramanı onlar.

 

Uzaylı gelsin diyoruz ama yan komşuya tahammül edemiyoruz. O da ayrı konu.

 

Kendi yaşadığı gezegen ve kendi türünün kökeni hakkında fikir birliğine varamayan insanlığın uzaylı merakı beni oldum olası etkilemiştir. Düşünsenize daha okyanusları bile keşfedebilmiş değiliz. Gezegenimiz dünyada yaşayan türlerin bir çoğunu tanımıyoruz. Ama gözümüz semada. Üzerinde yaşadığımız gezegenin kaynaklarını hunharca tüketiyoruz. Aynı gezegeni paylaştığımız diğer canlıları yok sayıyoruz. Kendi türümüzden olanları bile dinine ırkına cinsiyetine göre ayırıyoruz. Yetmezmiş gibi başka gezegenlerde yaşamanın hayalini kuruyoruz. Uzaylılar gelsin diye bekliyoruz.

Düşünün ki, muazzam bir medeniyet ve teknoloji seviyesine ulaşmış bir türsünüz. Gezegeninizde birlik ve refah içinde yaşıyorsunuz. Uzaktan Dünya adlı gezegende olan biteni izliyorsunuz. Her gün katliam. Akıl sır ermez güç kavgaları. Bir hapşırıkla hastalanan bir tür. ‘Aman arkadaş sakın bulaşmayalım bunlara’ demez misiniz? Ben derim. ‘Bunlar kendi gezegenlerine bakmayı beceremiyorlar. Perişan ettiler, mazallah buralara gelseler nice olur halimiz!’ diye korkarım bile.

 

Houston! Bir Sorunumuz Var

 

Uzay meselesi, Soğuk Savaş döneminde büyük propoganda aracı haline gelmiş olsa da insanlığın uzaylı fikri çok daha eskilere dayanıyor. Veda külliyatı, Sümer mitleri, Mısır ve Güney Amerika mitleri uzaydan gelen başka yaşam türlerinden ve araçlarından bahseden hikayelerle dolu. Çoğu hikayenin ana teması insanların köleleştirilmeleri ile ilgili. Uzaylı; bizden ileride ama ne hikmetse hep kötü, hep insanın peşinde. Kimi insanımsı. Kimi bir tanrı gibi resmedilmiş. Teknolojik olarak bizden üstün. Bazen bize benzeyen meleksi varlıklar. İç işlerimize karışıyorlar. Büyük savaşları engelliyorlar. Yıldızlardan gelen elçiler bize inanç öğretiyorlar. Sonuçta insan hep zayıf tarafta. Ne hikmetse tarihimiz boyunca kendimize biçtiğimiz rol bu. İlla yönetilmesi gereken, dışarıdan gelecek tehlikelere karşı korunmak zorunda olan bir tür.

Aslında çok şaşırmamak gerek. İnsan doğadaki pek çok hayvandan daha kırılgan. Anatomik olarak. Gerçekten kendini sürekli savunmak durumunda olan, prematüre doğan bir türüz neticede. Güçlü desen değiliz. Yemek yemesek susuz kalsak halimiz duman. Doğduktan sonra en uzun süre bir başkasının bakımına muhtaç olan türüz. Küt diye ayağa kalkıp, kendimizi besleyemiyoruz. Diğer yırtıcılara karşı güçsüzüz. Derimiz, gözlerimiz, dişlerimiz, kemiklerimiz güçsüz. Alet-edevat geliştirme yetilerimiz olmasa çoktan yeryüzünden silinip gitmemiz gerekirdi.

 

Av, Avcı Olunca

 

Gel gör ki, hem suda hem havada yaşamanın yollarını bulduk. Daha önce bizi avlayan yırtıcıların hepsine kök söktürecek silahlar geliştirdik. Pek çok tür, biyolojik olarak evrimleşerek besin zincirinde üst sıralara çıkarken biz aklımız ile bu işi yaptık. Belki savanlarda yaşayan ilk insanlardan daha zayıfız biyolojik olarak ama avlayamayacağımız bir hayvan bırakmadık. Evimizdeki masanın başından kalkmadan istediğimiz her şeyi ayağımıza getirecek teknolojiye ulaştık sonunda. Ve şimdi, besin zincirinin en tepesinde, arkamızda bıraktığımız yıkımın ortasında, kendimize yeni dünyalar arıyoruz.

 

Neredesin Marslı, Ses Ver Azıcık!

 

‘Feza da bizim olacak!’ diye nağralar atıyoruz ama şu gezegende bile birbirimize tahammül edecek hale gelemedik. Oysa ki, başka gezegenler başka yaşam formları ile tanışmak çok değişik bir deneyim olurdu. Bu koca evrende yalnız olmadığımızı bilsek işler değişir miydi? Bilemiyorum. Bizim gibi belki bizden daha gelişmiş bir türe nasıl tepki verirdik? Bir başka inançtan insana dahi tahammül gösteremeyen onca insanı uzaylı ile karşı karşıya düşünmek bile başlı başlına fantastik geliyor bana. Misal, diğer memelileri ne kadar koruyoruz? Başka türleri tüketmekten ya da kafeslere koyup işkence etmekten hala vazgeçmemiş bir tür ile karşılaşmak ister miydiniz? Ben istemezdim. Uzayı bile kirletmeyi başarmış bir türüz neticede. Uzay çöplüğü diye bir derdimiz var tepemizde. Okyanusta gezen bir çöp adası ile yaşıyoruz.

 

Uzak Bir Gelecek

 

İnsanın dünya, kendi ve diğer türler ile barış içinde yaşadığı bir gelecek senaryosunda yaşamak isterdim kuşkusuz. Çocukların aç kalmadığı, insanların zekalarını gezegendeki yaşamı daha verimli hale getirmek için uğraştığı bir gelecek. O gelecekte başka gezegenlerden gelenler belki de kendi gezegenimizde saklı başka medeniyetler ortaya çıksın isterdim. Var oluşun bambaşka bir yüzünü görebilmek çok güzel olurdu. Bütün açıkfikirliliğim ile yeni yaşam formları ile iletişim kurabilmek. Yaşama dair yeni bir bakış açısı edinebilmenin yolunun önce kendimizle dürüstleşmek olduğuna inanıyorum. Dünyada barış içinde yaşamayı beceremediğimiz sürece uzaydan geldi denilen ile çok ilgileneceğimi sanmıyorum. Ama bir gün. Bu dünyada insan eliyle üretilen acının son bulacağı bir gün olursa, gök yüzünden gelecek misafirlere hayır demem.

Şimdilik Samanyolu galaksisindeki bir güneşin etrafından dönen gezegenlerden birinde yaşayan uzaylılar olduğumuz idrak etsek yeterli.

Mars’a gitmek için harcadığımız eforu gezegenimizi korumak için harcasak daha mutlu olurum. Bu gezegeni yeniden yeşermiş ormanlarıyla, temiz okyanuslarıyla ve nihayet gezegen ile uyumlu yaşamayı öğrenmiş insanları ile görmeyi yeğlerim.

Varsın uzaylılar gelsin gitsin, biz çocukları ağlatmayalım yeter.

Kalbinizin kocaman diyarlara açıldığı bir hafta olsun.

Sevgiler

 

 

 

 

 

 

Bir cevap yazın